devamını oku deneme 2

devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2
devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2

devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2

devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2devamını oku deneme 2

Güzel Bir Hikaye

Bilge, gence kendisini izlemesini söyler ve birlikte sahile doğru yürümeye başlarlar. Hoca suyun içine girer ve öğrencisi de onu takip etmektedir. Bilge bir an durur ve aniden öğrencinin başını tuttuğu gibi suyun içine batırır. Genç adam uğraşır, fakat güç yetirip de çıkaramaz suyun içinden başını. Nihayet gencin direnme gücü tükenince Bilge onu suyun içinden çıkarır ve sahile yatırarak pazara döner.

Bilge, gence kendisini izlemesini söyler ve birlikte sahile doğru yürümeye başlarlar. Hoca suyun içine girer ve öğrencisi de onu takip etmektedir. Bilge bir an durur ve aniden öğrencinin başını tuttuğu gibi suyun içine batırır. Genç adam uğraşır, fakat güç yetirip de çıkaramaz suyun içinden başını. Nihayet gencin direnme gücü tükenince Bilge onu suyun içinden çıkarır ve sahile yatırarak pazara döner.

Bilge, gence kendisini izlemesini söyler ve birlikte sahile doğru yürümeye başlarlar. Hoca suyun içine girer ve öğrencisi de onu takip etmektedir. Bilge bir an durur ve aniden öğrencinin başını tuttuğu gibi suyun içine batırır. Genç adam uğraşır, fakat güç yetirip de çıkaramaz suyun içinden başını. Nihayet gencin direnme gücü tükenince Bilge onu suyun içinden çıkarır ve sahile yatırarak pazara döner.

Sıcak Kahve

Uçak inişe doğru geçtiğinde pilot anons eder:

– “Sayın yolcularımız,

25 dakika sonra Viyana havalimanına iniş yapacağız.

Hava parçalı-bulutlu 15 dereceee AMAN ALLAHIM!”

Ve anons o anda kesilir.

Bütün yolcular panik halindedir.

Ortalık çalkalanır.

Birkaç dakika sürer.

Bu geçen süre, yolcular için sanki yıllar kadar uzun sürmüştür.

Pilot:

– “Sayın yolcularımız, kusura bakmayın sizleri korkuttum.

Ama hostes yanlışlıkla üstüme bir fincan sıcak kahve döktü.

Canım çok yandı, pantolonumun ön kısmını bir görseniz!” der.

Arka sıralarda oturan bir yolcu bağırarak:

– “O da bir şey mi, sen bizim pantolonların arka kısmını bir görsen”

Yetenek

İlkokul 5. sınıfta resim dersinde öğretmen demiş ki:

– Çocuklar konu serbest, hepiniz hayvan resimleri çizin.

10 dakika sonra küçük Ahmet el kaldırınca, öğretmen yanına gelmiş. Resim kağıdının üzerinde bir sinek gören öğretmen, çocuğun bu sinekten şikayetci oldugunu sanıp, eliyle sineği kovalamış, ama hayvan hiç hareket etmemiş. Biraz daha dikkatli bakan öğretmen, sineğin gerçek olmadığını ve bunun bir sinek resmi olduğunu fark etmiş. Hayretler içinde kalan öğretmen, şaşkınlıkla sormuş:

– Oğlum, bu resmi sen mi yaptın?

– Evet öğretmenim.

– Peki, bir de at resmi yap bakayım.

Küçük Ahmet öyle bir at resmi çizmiş ki; at, sanki kağıttan fırlayıp çıkacak kadar canlıymış. İyice şaşıran öğretmen, çocuğa seslenmiş:

– Yavrum, beni hemen babana götür. Sen müthiş bir yeteneksin. Burada harcanmaman gerekir. Derhal güzel sanatlara transfer olman lazım. Babanla konuşmalıyım.

Son dersten sonra öğretmen, Ahmetle beraber yola çıkmış. Dar bir patikadan geçerek, bir gecekonduya gelmişler. Çocukla birlikte içeri giren öğretmen, yatakta inleyen bir adam görünce konuşmaya başlamış:

– Geçmiş olsun efendim.

– Tesekkür ederim.

– Ben oğlunuzun öğretmeniyim…

– Allah kahretsin oğlumu!..

– Aman efendim, böyle söylemeyin, yaptığı resimler…

– Onun yaptığı resimler yerin dibine batsın!..

– Ama, beyefendi böyle yetenekli bir çocuğun…

– Yeteneğine başlatmayın şimdi!..

– Peki, ne oldu, oğlunuza niçin böyle kızgınsınız?

– Neden olacak? Dün gece eve biraz çakırkeyif geldim. Bu eşşoğlu eşşek sobanın üzerine çıplak kadın resmi çizmiş!..

Hepimiz Değerliyiz, 20 Dolar Kavramı!

Bir konuşmacı, seminerine 20 dolarlık bir banknotu göstererek başladı. 200 kişinin bulunduğu odada:

“Bu parayı kim ister?” diye sordu ve eller kalkmaya başladı.

Konuşmacı:

“Bu parayı sizlerden birine vereceğim fakat öncelikle bazı şeyler yapacağım.” dedi.

Parayı önce buruşturdu ve dinleyicilere “hala bu parayı isteyen var mı,” diye sordu, eller yine havadaydı…

Bu sefer, konuşmacı “peki bunu yaparsam” dedi ve 20’liği yere attı, onun üstüne bastı, ezdi, kirletti. Para şimdi pis ve buruşuktu, fakat eller yine havadaydı ve o parayı herkes istiyordu.

Konuşmacı şöyle devam etti:

“Arkadaşlar, burada çok önemli bir şey öğrendiniz; burada paraya ne yaptıysam hiç önemli değil. Onu yine de istiyorsunuz, çünkü benim ona yaptığım şeyler onun değerini düşürmedi, o hala 20 dolar… Hayatımızda çoğu kez verdiğimiz kararlar veya hayat şartları nedeniyle hırpalanır, canımız acıtılır, yerden yere vuruluruz, kendimizi kötü hissederiz, fakat ne olduğu ya da ne olacağı önemli değil. Hiçbir zaman değerimizi kaybetmeyiz, temiz ya da pis, hırpalanmış ya da kırılmış, bunların hiçbiri önemli değildir.“

“Sizi sevenler sizin ne kadar değerli olduğunuzu her zaman bileceklerdir, hayatımızın değeri ne yaptığımız veya kimi tanıdığımızla değil, kim olduğumuzla alakalıdır. Her zaman elinizde olanları düşünün, olmayanları değil…”

Başarı, Zenginlik ve Sevgi

Alışverişe gitmek üzere evden çıkan bir kadın, kapısının karşısındaki kaldırımda oturan bembeyaz sakallı üç yaşlıyı görünce önce duraksadı, sonra onları, tüm içtenliğiyle evine davet etti; “Burada böyle oturduğunuza göre, üçünüz de kesinlikle acıkmış olmalısınız,” dedi. “Lütfen içeri gelin, size yiyecek birşeyler hazırlayayım.”

Üç yaşlıdan biri, kadına, eşinin evde olup olmadığını sordu. Kadın, eşinin biraz önce çıktığını, şu anda evde olmadığını söyledi. Yaşlı adam, başını iki yana salladı; “Eşiniz evde değilse, biz de davetinizi kabul edemeyiz” dedi.

Akşam eşi geldiğinde, kadın karşı kaldırımdaki yaşlı adamlarla arasında geçen konuşmayı anlattı. “Senin evde olmadığını öğrenince, içeri girmek istemediler” dedi. Yaşlı adamların bu davranışlarını öğrenince, kadının eşi üzüldü. “Bir baksana dışarı,” dedi. “Hâlâ oradalarsa, şimdi davet edebilirsin eve.”

Kadın kapıyı açar açmaz, karşı kaldırımdaki bembeyaz sakallı üç yaşlıyla yeniden karşılaştı. “Eşim geldi, şimdi evde” dedi ve onlara davetini yineledi; “Yemeğimizi birlikte yemek için sizi şimdi davet edebilir miyim evimize?”

Kadının davetine yaşlılardan biri yanıt verdi; “Biz hiçbir eve üçümüz birlikte gitmeyiz”, dedi ve kısa bir duraksamadan sonra, bir açıklama yaptı; “Sağ yanımdaki bu arkadaşımın adı, zenginliktir. Bu yanımda oturan arkadaşımın adı başarı, benim adım ise sevgidir.”

Kendini ve arkadaşlarını tanıttıktan sonra sevgi, kadına ilginç bir öneride bulundu “Şimdi evinize gidin ve eşinizle başbaşa verip, bir karara varın” dedi. “İçimizden sadece birimizi davet edebilirsiniz evinize. Hangimizi davet etmek istediğinize karar verin, sonra gelin, kararınızı bize bildirin.”

Kadın, sevginin önerisini eşine anlattığında, adam sevinçten göklere fırladı. “Aman ne güzel, ne güzel” dedi. “Hangisini davet edeceğimizi bize bıraktıklarına göre, biz de içlerinden zenginliği davet ederiz ve evimiz de bir anda zenginliğe kavuşmuş olur.” diye düşündü.

Eşinin kararı, kadının hiç de hoşuna gitmedi. “Başarıyı davet etsek, daha mantıklı bir karar vermiş olmaz mıyız, kocacığım?” dedi.

Kayınvalidesiyle, kayınpederinin bu konuşmasına, içerideki odada bulunan gelinleri de kulak misafiri olmuştu. Koşarak içeri girdi ve o da kendi önerisini söyledi; “En doğru karar, sevgiyi davet etmek değil midir?” dedi. “Düşünsenize, evimiz bir anda sevgiye kavuşacak.”

Gelinin bu önerisi, kayınpederin de, kayınvalidenin de çok hoşlarına gitti. “Tamam, en doğru karar bu olacak, sevgiyi davet edelim…” dediler.

Kadın kapıyı açtı ve üç yaşlıya birden sordu; “İçinizde hanginiz sevgiydi? Onu davet etmeye karar verdik. Lütfen buyursun.”

Sevgi ayağa kalktı, eve doğru yürümeye başladı. Arkadaşları da ayağa kalktılar ve sevginin arkasından, onlar da eve doğru yürümeye başladılar. Kadın, büyük bir şaşkınlık ve heyecan içinde, zenginlikle başarıya sordu; “Siz niçin geliyorsunuz? Ben yalnız sevgiyi davet etmiştim.”

Kadının bu sorusuna üç yaşlı, birlikte yanıt verdiler; “Eğer içimizden yalnız zenginliği ya da başarıyı davet etmiş olsaydınız, davet edilmeyen ikimiz dışarıda bekleyecektik. Fakat siz sevgiyi davet ettiniz. Bu durumda üçümüz birden gelmek zorundayız evinize.” Kadının “niçin?” diye sormasını beklemeden, zenginlik ve başarı sözlerini şöyle sürdürdüler; “Çünkü sevginin olduğu her yerde, biz zenginlik ve başarı da her zaman, onun yanında oluruz.”

İlgi duyduğunu duyarsın!

Bir gün New York’ta bir grup iş arkadaşı, yemek molasında dışarıya çıkar. Gruptan biri, Kızılderilidir. Yolda yürürken insan kalabalığı, siren sesleri, yoldaki iş makinelerinin çıkardığı gürültü ve korna sesleri arasında ilerlerken, kızılderili, kulağına cırcır böceği sesinin geldiğini söyleyerek cırcır böceği aramaya başlar.

Arkadaşları, bu kadar gürültünün arasında bu sesi duyamayacağını, kendisinin öyle zannettiğini söyleyip yollarına devam eder. Aralarından bir tanesi inanmasa da, onunla aramaya devam eder.

Kızılderili, yolun karşı tarafına doğru yürür, arkadaşı da onu takip eder. Binaların arasındaki bir tutam yeşilliğin arasında gerçekten bir cırcır böceği bulurlar. Arkadaşı, kızılderiliye: “Senin insanüstü güçlerin var. Bu sesi nasıl duydun?” diye sorar. Kızılderili ise; “Bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya gerek olmadığını” söyleyerek, arkadaşına kendisini takip etmesini söyler.

Kaldırıma geçerler ve kızılderili cebinden çıkardığı bozuk parayı kaldırımda yuvarlar. Birçok insan, bozuk para sesini duyunca sesin geldiği tarafa bakarak, onun ceplerinden düşüp düşmediğini kontrol eder. Kızılderili, arkadaşına dönerek şöyle der:

– “Önemli olan, nelere değer verdiğin ve neleri önemsediğindir. Her şeyi ona göre duyar, görür ve hissedersin.”

Hastahanede yatma kararı!

Bir gün araştırmacı gazetecinin biri akıl hastlarının hastahaneye nasıl yatırılıp yatırılmayacağına karar verildiğini çok merak etmiş ve konuyu araştırmak üzere bir akıl hastanesini ziyaret etmeye karar vermiş.

Hastahaneyi ziyareti sırasında başhekim gazeteciye eşlik ediyormuş ve orada bulunan odaların her birinin ne işe yaradığını ne için kullanıldığını anlatıyormuş, gazeteci daha fazla dayanamayıp başhekime,

– “Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz?” diye sormuş. Bunun üzerine başhekim mütebessim şekilde gazeteciye;

– “Bir küveti su ile dolduruyoruz. Sonra teşhis koyacağımız kişiye üç sey veriyoruz. Bir kaşık, bir fincan, ve bir kova. Sonra kişiye küveti boşaltmasını hangisini tercih ederek yapacağını” soruyoruz, bu arada “Siz olsanız ne yapardınız?” diye de gazeteciye de takılmış. Gazeteci;

– “Ooo ! Anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder. Çünkü kova kaşık ve fincandan büyük.” demiş. Doktor:

– “Hayır” demiş.

– “Normal bir insan küvetin tıpasını çeker.”

ve son olarak doktor bize o akıllı ile deliyi birbirinden ayıran o mesajı vermiş; “Gerçek akıl, sadece bize sunulan çözümleri seçmek değil, en uygun çözümü bulabilmektir.”

Tavuk Kartal Hikayesi

Bir zamanlar, büyük bir dağda kartallar yuva yaparlarmış. Bir kartal da 4 tane yumurtası ile bu dağda yaşıyormuş. Bir gün bir deprem olmuş. Ve yumurtalardan bir tanesi dağdan yuvarlana yuvarlana vadide yer alan bir tavuk çiftliğine kadar düşmüş.

Çiftlikteki tavuklar, bu değişik ve normalden büyük yumurtayı sahiplenmeye karar vermişler. Yaşlı bir tavuk bu yumurtayı ve içinden çıkacak yavruyu, koruması altına almış.

Bir gün, küçük kartal doğmuş. Çevresinde tavukları görmüş ve kendini bir tavuk zannetmiş. Bütün tavuklar da ona bir tavuk gibi davranmışlar. Ailesini de çok seviyormuş. İçinden, bazen, “ben kimim?” sorusu geçiyormuş. Ama o bir tavukmuş. Bunu böyle bilmeliymiş.

Birgün çiftlikte oyun oynarlarken, yukarı baktığında bir grup kartalın özgürce uçtuklarını görmüş. “Aman Allah’ım, ne kadar güzel uçuyorlar. Ben de onlar gibi uçmayı çok isterdim” demiş. Tavuklar, bu düşünceye hep birlikte gülmüşler. “Sen bir tavuksun ve tavuklar uçamaz” demişler.

Küçük kartal, artık daha sık gökyüzüne bakıyor ve uçan kartallar gibi uçmak, özgür olmak istiyormuş. Ne zaman bu düşüncesinden arkadaşlarına, ailesine bahsetse, hep şu cevabı alıyormuş. “Sen bir tavuksun. Bırak bu hayalleri.”

Zamanla, küçük kartal da bu düşünceyi kabul etmiş. Hayal kurmaktan vazgeçmiş ve hayatını bir tavuk olarak yaşamaya karar vermiş. Ve hayatının sonu geldiğinde de bir tavuk olarak ölmüş.

Kıssadan hisse: Ne olduğunu düşünürsen, o olursun. Eğer, hayatınızın herhangi bir zamanında, kartal olma hayalini kurarsanız, hayallerinizi takip edin. Tavukların sözlerini değil.

Böyle gelmiş böyle gidiyor

Kafese beş maymunu koyarlar. Ortaya da bir merdiven ve tepesine de iple muzları asarlar. Her bir maymun merdivenleri çıkarak muzlara ulaşmak istediğinde dısarıdan üzerine soğuk su sıkarlar.

Her bir maymun aynı denemeye giriştiğinde buz gibi soğuk suyla ıslatılır. Bütün maymunlar bu denemeler sonunda sırılsıklam ıslanırlar. Bir süre sonra muzlara hareketlenen maymunlar diğerleri tarafından engellenmeye başlanır.

Daha sonra, maymunlardan birini dışarı alıp yerine yeni bir maymun -adı: “A” olsun- koyulur. İlk yaptığı iş muzlara ulaşmak için merdivene tırmanmak olur fakat diğer dört maymun buna izin vermez ve yeni maymunu döverler.

Daha da sonra ıslanmış maymunlardan biri daha yeni bir maymunla “B” değiştirilir ve merdivene ilk yaptığı atakta dayak yer. Bu ikinci yeni maymunu B’yi en şiddetli ve istekli döven ilk yeni maymundur A. Islak maymunlardan üçüncüsü de değiştirilir. En yeni gelen maymun C’de ilk atağında cezalandırılır. Diğer dört maymundan yeni gelen A ve B’nin en yeni gelen maymunu niye dövdükleri konusunda hiç bir fikirleri yoktur.

Son olarak en baştaki ıslanan maymunların dördüncüsü ve beşincisi de yenileriyle D ve E ile değiştirilir. Tepelerinde bir salkım muz asılı olduğu halde artık hiç biri merdivene yaklaşmamaktadır. Neden mi? Çünkü burada işler böyle gelmiş ve böyle gitmelidir.

İste bu nokta organizasyonel şartlanmanın başladığı yerdir.